31 Ekim 2017 Salı

TOMMASO CAMPANELLA YAŞAMI, ESERLERİ VE GÜNEŞ ÜLKESİ



Yazan: Özlem PEKCAN





Yaşamı

1568 yılında Calabria – Stilo’da doğan ve asıl adı Giovanni Domenico Campanella olan yazar 1582’de Domeniken Manastırı’na girer, San Tommaso d’Aquino’ya ithafen, Tommaso ismini alır. Bir yandan çeşitli hocalardan teoloji ve felsefe dersleri alırken diğer yandan da Erasmus, Marsilio Ficino ve Bernardino Telesio’nun eserlerini okur. Özellikle Telesio’nun “De Rerum Natura Iuxta Propria Principia – Kendi İlkelerine Göre Varlıkların Doğası Hakkında” başlıklı eseri, Aristoteles’in fiziki dünyasına alternatif dünya fikrini geliştirmesinde etkili olur Aristoteles’in fiziki dünyasının  karşısına alternatif dünya fikrinin yerleşmesinde ve geliştirmesinde etkili olur. Böylece Skolastik Aristotelesci Felsefeyi reddederek, bilginin tüm doğal varlıkların sahip olduğu duyulardan kaynaklandığına ilişkin ampirik düşünceyi benimser. 1589’da yazdığı “Philosophia Sensibus Demonstrata – Duyularla Açıklanan Felsefe”de Telesio’nun duyulara dayalı felsefesini savunur, deneysel alanın önemine vurgu yapar.

Ancak yerleşik fikir ve inançlara öylesi muhalif görüşler geliştirmiştir ki diğerlerini olumsuz etkilememesi için manasıtrdan uzaklaştırılır ve aynı yıl canlı kültürel bir  ortama sahip Napoli’ye taşınır. Orada Giambattista della Porta rehberliğinde doğal büyü ve okültizm[1] konusunda eğitim alır. Hümanist düşünceden hayli etkilenir, özellikle büyünün bilim içindeki gelişim ve evrimi hakkında makaleler yazar. “De Sensu Rerum et Magia – Del Senso delle Cose e della Magia” bir elyazmasıdır ve üzerinde çok uğraşılmış bir çalışmanın ürünüdür. 1590’da yazdığı  Lâtince nüsha 1592’de Bologna’da yol arkadaşları tarafından çalınır, söz konusu nüsha daha sonra hakkında açılan sapkınlık davasında aleyhine kullanılacaktır. Ancak Campanella vaz geçmez, 1604’de aynı eserin İtalyancasını, ardından da yeniden Lâtincesini yazar. Sonunda kitabın ilk baskısı 1620’de Frankfurt’ta yayınlanır, bunu 1637’de Paris’te yeniden basımı takip edecektir.




Napoli’deyken astrolojiyle ilgilenmeye başlar, sonraki yazılarında astrolojik referanslar yapması temel özelliklerinden biri haline gelir.  Sıradışı görüşlerinin yanı sıra Aristoteles düşüncesine karşı duruşu kısa süre sonra Kilise’yle arasını açar. Napoli’ye yerleştikten iki yıl sonra 1591’de Campanella, Engizisyon tarafından ilk defa sapkınlık ve büyücülükle suçlanır, Calabria’ya gönderilerek kendi manastırında zorunlu ikâmete tâbi tutulur. Bu duruma tahammül edemeyerek kaçar; Roma, Floransa gibi kentleri dolaştıktan sonra 1592’de Padova’ya gelir.  

Burada Paolo Sarpi ve Galileo Galilei ile tanışır, üniversitede ders vermeye başlar. Derslerinde dinde reform yapılması, bütün halkların tek bir sivil ve dinsel düzende birleştirilmesi gerektiğini savunur. Savunduğu fikirler başını yine derde sokar, evrensel ruh doktrinine (panpsişizm) dayalı sapkın görüşlerin propagandasını yapmak, ayrıca bir Yahudi ile tartıştığı halde onu ikna edememek gibi suçlamalarla tutuklanır, işkence görür ve 1593’te hapse atılır. 1594’te Engizisyon’un Roma’daki hapishanesine gönderilir. Burada, 1597’de başı vurulduktan sonra yakılacak olan başka bir ütopik düşünür Francesco Pucci ve 1600’de diri diri yakılarak öldürülecek eski bir dominiken Giordano Bruno ile yolları kesişir.

1597’de yeni bir suçlamayla karşı karşıya kalsa da nihayetinde sihirbaz, büyücü olarak artık iyice ün kazandığı Calabria’daki manastıra gönderilir bir kez daha. İspanyol egemenliğindeki  topraklarına geri döndüğünde karşılaştığı manzara hiç de iç açıcı değildir. Ağır vergiler, toprak ağalarının kötü yönetimi, açlık ve sefalet altında ezilen halkın durumuyla derinden derine sarsılırken, Platon’un ideal devletindekine benzer şekilde malların ve kadınların paylaşımını temel alan toplum düşüncesi iyice gelişmeye başlar. Öte yandan Gioachhino da Fiori’nin kehanetleri ve astronomik gözlemlerine dayanarak 1600’lerin dünyasının büyük felâketler ve yıkımlar yaşayacağı, değişimlere uğrayacağı fikrine kapılır.

Calabria’yı İspanyol egemenliğinden kurtarmak, eşitlik ve adalete dayalı, paylaşımcı yeni bir yönetim kurmak üzere içinde yer aldığı halk isyanı kanlı bir şekilde bastırılarak başarısızlığa uğradığında 1599’da yine tutuklanır, ağır işkenceler görür ve ölüme mahkûm edilir. Deli rolü yaparak idamdan kurtulur, cezası ömür boyu hapse çevrilir.

Kesintisiz 27 sene sürecek esareti esnasında kendisini derin ve yoğun çalışmalara adar, Paesie, Città del Sole, Apologia per Galileo, La Metafisica ve Teologia gibi başlıcaları da dahil eserlerinin çoğunu hapsedildiği Engizisyon zindanlarında yazar. 

Campanella, astroloji bilgisine hayranlık duyan Papa VIII. Urbano’nun da (1623-1644) desteğiyle özgürlüğüne ancak 1626’da kavuşur. Serbest kaldığında Roma’ya gider. Bu arada tutulmalar ile yıldızlar ve gezegenlerin olumsuz etkilerini yok etmek amacıyla gizli bir grup kurar, diğer yandan da Papa’yı Kilise’de reform yapması için ikna etmeye uğraşır. Yaşamının önceki safhalarındaki gibi yine birçok suçlamayla karşı karşıya kalır. 1632’de Galilei Galileo’nun Kopernikçi düşüncelerini savunduğu gerekçesiyle hakkında dava açılır. Daha da önemlisi 1634’te yeniden İspanyollara karşı komplo kurmak ve isyana kalkışmakla suçlanır.

Bu kez Fransa’ya kaçar, büyük bir konukseverlikle karşılandığı Paris’te Kral XIII. Louis ve “De Sensu Rerum et Magia” adlı eserini ithaf edeceği Kardinal Richelieu’nün himayesine girer.

Bu yıllarda Campanella eserlerini yeniden düzenler, büyük bölümünün baskısı gerçekleşir, Fransız monarşisi lehine yazılar yazar, düşüncelerini rahatlıkla ifade edebildiği rahat bir yaşama kavuşmuştur. Diğer taraftan dönemin pek çok ünlü düşünürüyle tanışır. Bunlar arasında Pierre Gassendi (1592-1655), Marin Mersenne (1588-1648) ve şiddetli polemiklere girdiği Rene Descartes (1596-1650) sayılabilir.

Campanella, türlü işkence ve acıları geride bıraktıktan sonra huzuru bulduğu az sayıdaki yılın ardından 1639’da Paris’te Saint- Honoré Domeniken Manastırı’nda ölür.

Başlıca Eserleri:
·        Philosophia Sensibus Demonstrata (1589)
·        De Sensu Rerum Et Magia (1589)
·        Monarchia Di Spagna (1600) – Barış ve adaletin sağlanması halinde İspanyol Monarşisinin, evrensel bir monarşiye dönüşebileceğine dair
·        La Citta Del Sole (1602) En ünlü eseri.
·        Philosophia Rationalis (1606-1614)
·        Theologia (1613-1624) “Doğal” teoloji hakkında yazılmış 29 ciltlik eser
·        Apologia pro Galilaeo (1616 -1622)
·        Phliosophia Realis (1623 / 1637)
·        Metaphysica (1638) – Marsilio Ficino’nun doğal büyü düşüncesi hakkında detaylı analizler
·        Atheismus Triumphatus (1631)
·        Aphorismi Politici (1635) İspanyol Monarşisi karşısında giderek güçlenen Fransız Monarşisi hakkında
·        Ecloga In Principis Galliarum Delphini Admirandam Nativitatem (1639) 1638’de Fransa’da doğan ve tahta çıktıktan sonra “Güneş Kral” lâkabını alacak XIV. Louis’nin onuruna

Campanella’nın Düşünce Sistemi

Campanella’nın düşünce sisteminin temelinde; şeytani büyünün zıttı kutsal büyü olarak da adlandırılabilecek doğal büyü, Telesio ile Giordano Bruno’da da görülen dünyanın canlı ve duyarlı olduğu fikrine dayanan panpsişizm, astrolojiyle doldurulmuş politik-dini ütopya, Aristoteles karşıtlığını içeren karma bir felsefe bulunur.

Telesio gibi o da Tanrı bilgisini açıklama sorunsalıyla uğraşır. Campanella’ya göre insan/Tanrı arasındaki ilişkide, kişisel bilinç deneyimin temelinde yer alır ve Tanrının varlığı ancak insanın bilincinde biçimlenen Tanrı ideasından anlaşılabilir.

İnsanlarda, hayvanlarda ve nesnelerde bulunan evrensel bir duyarlılığın varlığını kabul eder. Telesio’dan farklı olarak, insana değerini geri verirken iki tür bilginin varlığını öne sürer: Bunlardan ilki fıtratta mevcut yani doğuştan gelen içsel bilgidir, ikincisi ise dünyevi, duyularla kazanılan dışsal bilgidir. İçsel bilgiyi “sensus additus – kendiliğinden gelen bilgi”, dışsal bilgiyi de “sensus abitus – dış dünyadan gelen bilgi” olarak tanımlar. Ona göre dış dünya bilgisinden şüphe edilebilir, ancak kendiliğinden gelen bilgiden asla. Duyusal bilgi kesin bir bilgidir; akla dayanan bilgiyse, ayrıca kanıtlanmayı gerektirdiğinden kesin değildir. Ruh, nesneleri bilmeden önce, kendi kendisini hiç kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bilir. Dışsal bilgiye insanlar ve hayvanlar sahip olabilir, içsel bilgi ise sadece insana özgüdür ve varoluş düşünmekle mümkündür. Bu düşünceler daha sonra ünlü “cogito ergo sum – düşünüyorum öyleyse varım” söylemiyle zirvesini bulacaktır.

Tıpkı bilgi gibi din de ikiye ayrılır: Doğal din ve pozitif dinler. Doğal din, evrensel düzenden kaynaklanır, dünya tanrısal bilgeliğin ve tanrısal zekânın kendisini göstermesidir. Pozitif dinler ise devlet tarafından dayatılsa da esasında doğal dinin özel biçimlerinden başka bir şey değildir.

Kutsal yaratımın ürünü tabiatın üç esastan yani madde, sıcak ve soğuktan meydana geldiğine dair Telesio’nun görüşünü benimsemekle birlikte, ondan farklı olarak, Campanella’ya göre Tanrı dünyayla alâkadar değildir, O varlığını sürekli biçimde Kuvvet, Bilgelik ve Aşk aracılığıyla gösterir.

Temel unsurlarını kısaca özetlemeye çalıştığımız bu düşünce sistematiği, en güzel ifadesini Güneş Ülkesi’nde bulur.


Civitas Solis veya Città del Sole veya Güneş Ülkesi

Campanella’nın ismini günümüze dek taşıyan bu en ünlü eserinin yazılışı, Castel Nuovo’da tutuklu bulunduğu 1602 yılına kadar uzanır. Platoncu geleneği izleyen ve diyaloglar halinde düzenlenmiş bu ilk yaratım, İtalyanca ve elyazmasıdır. Reform karşıtı hareketlerin ve uygulamaların güçlendiği, yazarın kendisinin de ilk elden deneyimlediği sansür, baskı ve işkencenin yaygınlaştığı bir dönemde, Civitas Solis başlığını taşıyan Lâtince versiyonu, ilk defa 1623’te Frankfurt’ta Tobia Adami tarafından basılan “Realis Philosophia Epilogistica” başlıklı eserin Politica bölümünde yer alır.

Yazar Fransa’ya yerleştikten sonra, tüm eserlerini on kalın ciltte toplayarak bastırmaya karar verir. Bu çalışma esnasında aralarında “Civitas Solis”in de bulunduğu bütün eserleri “Phliosophia Realis” başlığı altında toplanır ve ölümünden önce ancak beş cildi basılabilir (1637). İtalyanca olan orijinal metin “Città del Sole” ise çok sonraları 1904 yılında Modena’da Enrico Solmi tarafından basılacaktır.

Elinizdeki kitap da 1602’de Campanella’nın kaleminden İtalyanca yazılan ilk metin temel alınarak çevrilmiştir.

Eser; aynı zamanda Rahip olan Kudüs’teki San Giovanni  Osptalieri Tarikatına bağlı bir Şövalye ile Kristof Kolomb’un keşif gezilerine katılmış Cenevizli bir denizci arasında geçen diyaloglar şeklinde yazılmıştır.  Denizci, Güneş Ülkesi’nde yaşadığı, gördüğü ve öğrendiği şeyleri naklederken, rahip de sorduğu sorularla konuşmanın yönünü tayin eder.

Her şeyden önce, Campanella’nın hayali ülkesinin “Güneş” adını taşıması basit bir tercihten öte daha derin anlamlar taşır. Ülke sakinleri, “Tanrı’nın yüzünü ve yansımasını” gördüklerine inandıkları Güneş’i onurlandırır. Campanella’nın yıllarca süren hapislik hayatında çevresindekilere anlatıp durduğu ve bir tür güneş kültüne dayanan devleti, görev, sorumluluk, yaşam şekli bakımından “komünist” bir yapıya sahiptir.

Kitabın temel kaynağı, Campanella’nın tecrübe ve ideallerinin yanı sıra Platon’un “Devlet” ve Thomas More’un “Ütopya” adlı eserleridir. Buna karşılık başka izlere rastlamak da mümkündür. Meselâ, Kentin tek merkezli, giderek daralan yedi halkadan ve simetrik yollardan oluşan mimari tasarımı, Leonardo da Vinci’nin askeri bir çizimiyle benzerlik arz eder. Herodot’un “Hikâyelerinde” betimlediği Ecbatana Kalesi, Güneş Ülkesi’nin her bir halkasını çevreleyen canlı renklerle bezeli surlarında gösterir kendisini. Son olarak da, Dante’nin ünlü eseri “İlâhi Komedya”nın “Araf” başlıklı bölümünde ruhların konuk edildiği şatonun etrafının yedi yüksek surla çevrili olduğunu ekleyelim.

Helenistik dönem ütopyalarının yanı sıra, Antik Lâtin yazarlar arasında da Güneş Devlet ideası görülür. Örneğin;  Yaşlı Plinius, Fenike efsanesini anlatırken bir yerde Campanella’nın Güneş Ülkesi’nin bulunduğu Taprobana adasına yakın yerde benzer bir adadan “Solis İnsula - Güneş Adası”ndan bahseder. Sonuçta, güneş devleti ideasının Stoacı geleneğin genelinde hâkim bir düşünce olduğu söylenebilir. Burada hatırlanması gereken diğer önemli husus da Rönesans sanatçılarının özlemi içinde bulunduğu Altın Çağ’ın, Antik Roma’nın zaferlerle süslenmiş parlak dönemi olduğudur.

Campanella’nın güneş imgelemi, düşüncelerini benimsediği Bernardino Telesio’nun “düalist tabiat” anlayışında şekillenir. Telesio’nun tasarladığı “tabiat sistemi” esasen iki zıt ve denk kavrama dayanır: Soğuk ve sıcak. Soğuk karanlık, koyu ve çoraktır, yeryüzünde bulunur. Sıcak ise parlak, saf, canlı, hareketli olup kaynağı güneştir. Buradan hareketle, güneş, evrenin itici gücü, yaşam kaynağı ve kozmik dinamizmin merkezi, ayrıca Tanrı’nın en yüksek yansımasıdır. Diğer taraftan da yenilenmiş, korkularından arınmış, tabularını yıkmış, eşitlikçi ve adil bir toplumun kurduğu devlet düzeniyle doğacağına inandığı “Altın Çağ”ın en kuvvetli simgesidir.

Fikrî yapısı göz ardı edildiğinde bile yaşamının 27 yılını ışık ve havadan yoksun hücrelerde geçirmiş Campanella için güneşin fiziki anlamı ve özlemi de yadsınamaz bir gerçektir. Bu yüzden yazılarında sık sık gün ışığını görmek veya açık havada rahatça nefes almak hasretini dile getirdiği görülür.

Kentin Konumu ve Yapısı: Güneş Kenti, düz bir ovanın ortasında yükselen bir tepeye kurulmuştur. Tek merkezli, zirveye kadar giderek daralan, her birinin etrafı surlarla çevrili, yedi halkaya bölünmüştür. En geniş dolayısıyla en aşağıdaki halkanın çapı yedi bin, en dar ve en tepedeki halkanın çapı ise iki bin fersahtır. Dairesel düzende kurulu kentin bölümleri arasında geçişler iç ve dış duvarlarda, birbirine paralel konumlanmış çifte kapılardan sağlanır. Zirvede ise geniş bir düzlüğün ortasına inşa edilmiş, kırk kadar rahibin yaşadığı ihtişamlı bir tapınak vardır.  Burada halkaların adını taşıdığı yedi büyük gezegeni simgeleyen yedi lâmba sürekli yanar. Ayrıca, altın harflerle yazılmış “Önemli Şeyler Kitabı” da tapınakta muhafaza edilir.
Yönetim Şekli:  Adıyla benzer şekilde ülke, Güneş ismini taşıyan bir Rahip Prens tarafından yönetilir. Hem metafizikçi  hem de teolog olan Devletin bu en yüksek yöneticisi, tüm bilim ve sanat dallarını, kökenlerini, her şeydeki kudret, bilgelik ve ilâhi aşkı, varlıkların yerdeki, denizdeki ve gökteki karşılıklarını, peygamberleri ve astrolojiyi en iyi şekilde bilmek zorundadır.

Güneş’in Pon, Sin, Mor ya da Kuvvet, Bilgelik ve Aşk adında üç yardımcısı vardır. 
Kuvvet, savaş-barış ve askerlik işlerinden; Bilgelik, sosyal ve teknik bilimlerden; Aşk ise neslin devamından sorumludur. Tüm meseleler dördü arasında müzakere edilse de nihaî karar daima Güneş’e aittir.

Toplumsal Yaşam: Ülkede kadınlar ve erkekler eşittir. Aynı eğitim hakkına sahiptirler ve birlikte çalışır, birlikte savaşırlar. Ağır işler erkekler, daha hafif işler ise kadınlar tarafından görülür. Evler, odalar, yataklar, eşyalar, mallar ve ihtiyaçlar ortaktır.  Özel mülkiyet kavramının hiçbir şekilde yer almadığı, her şeyin ortak paylaşılması üstüne kurulu bu sistemde en çarpıcı unsur kuşkusuz kadınların da ortak olmasıdır. Platon’da sadece üst düzey yöneticiler için öngörülen bu durum Güneş Ülkesi’nde toplumun tamamına yayılmıştır.
Neslin sağlıklı bir şekilde devamı belki de altın nesil özlemiyle gelenekselleştirilmiş bu prensip çerçevesinde, kadınlarla erkeklerin fiziki ve karakteristik özelliklerine göre eşleştirilerek ilişkiye girmeleri sağlanır. Böylece kusursuz ve mükemmel bir soy elde edilmesi amaçlanır.

Doğumdan sonra çocuklar emzirildikleri müddet ortak alanlarda büyütülür, sütten kesildiklerinde de cinsiyetlerine uygun şekilde kadın ya da erkek eğitmenlerin gözetimi altına girerler.

Günde dört saatten fazla kimse çalışmaz, geri kalan zaman eğlenerek, tartışarak, okuyarak ya da sportif faaliyetlerle geçer.

Vebadan daha fazla yalandan nefret eden yurttaşların işledikleri suçlar nankörlük ya da hainlikle sınırlıdır. Bu ütopik ülkede hırsız, katil, tecavüzcü, ensest ya da zinacıya rastlanmaz. Suçlular düzelene kadar toplu yemeklerden, kadınlarla görüşmekten ya da diğer onurlu eylemlerden mahrum bırakılır.

Eğitim, beslenme, sağlık, giyim, fiziki, bedeni ve cinsel ihtiyaçların hepsi bunlardan sorumlu görevliler tarafından sıkı kurallar çerçevesinde hem denetlenir, hem de giderilir.

Faydalı besinleri faydasızlardan ayırmak için tıp biliminden yararlanırlar. Düzenli biçimde ve sırayla et, balık ve sebze tüketirler. Bu şekilde bünyelerini korur ve güçlendirirler. 

Yaşlılar günde üç öğün azar azar, çocuklar dört, diğerleri iki öğün beslenir. En az yüz, en fazla yüz yetmiş, nadiren de iki yüz yaşına kadar yaşarlar.

Eğitim ve Kültür:  Sütten kesildikten sonra cinsiyetlerine göre kadın ya da erkek eğitimcilerin gözetimine verilen çocuklar, güzel renk renk kıyafetler giyer,  dörtlü sıralar halinde yürüyerek dil ve duvarda yazılı alfabeyi,  koşmayı, dövüşmeyi ve tarihi kişilikleri öğrenirler.

Yedi yaşını bitirdiklerinde tabii bilimlere, ardından matematik, tıp ve diğer bilimlere geçerler.  Aldıkları eğitimden sonra da yetenek ve eğilimlerine uygun görevlere seçilirler.
Daha düşük seviyedeki çocuklar köylere gönderilir, bir yandan eğitim görürken diğer yandan da tarım ve hayvancılıkla uğraşırlar. Bilgi ve becerisi fazla olanlar, işini iyi yapanlar üstünlük sağlar. İlerleme ve gelişme gösterenler tekrar şehre gönderilir.

Ülkede savaş sanatı, tarım ve hayvancılık ortak uğraşlardır, herkes bu işleri bilmek zorundadır. Çok çalışanlar, ustalık konumuna erişenler ve fazladan bir iş bilenler daha fazla saygı görür.  

Çoğunlukla aynı burç ve yaştakiler benzer erdemlere, fiziki hatlara ve alışkanlıklara sahip olduklarından, ayrıca eğilim ve yeteneklere göre iş bölümü yapıldığından, devlet mekanizması ahenkle çalışır.

Güneş kentliler, bilimle uğraşmadıkları zamanlarda gruplar halinde kırlara gezmeye gider, ok atar, atış talimi yapar ve bitkileri incelerler.

Sözlü sanatlar herkese açıktır, başarılı bulunanlar okuyucu yapılır. Çoğunlukla din adamlarınca gerçekleştirilen bu faaliyet mekanik işlerden daha makbuldür. 
Herkesin yüzme bilmesi zorunludur, kentin içinde ve dışında havuzlar, bunların içinde de çeşmeler vardır.

Tarım ve Hayvancılık: Güneş Ülkesi’nde tarıma büyük değer verilir. Topluca araziye çıkılır, müzikler eşliğinde toprak sürülür, hasat veya bağbozumu yapılır. Tohumu bozduğuna ve ömrü kısalttığına inanıldığından çok az gübre kullanılır. Ekinler hızla büyür ve çoğalır.

Güneş Ülkeliler, toprağın kendilerine yetecek kadar kısmını sürer geri kalanında hayvanları otlatırlar. Hayvancılık üst seviyede bir eylemdir. En iyi ırkı elde etmek için hayvanları çiftleştirecek uygun zamanı belirlemek amacıyla gezegenleri ve burçları takip ederler. 

Kadınlar, kaz, ördek ve tavuk sürülerini kente yakın yerlerde otlatır, peynir, tereyağı ve benzeri şeyler yaparlar. Horoz beslemek ve meyve yetiştirmekle epeyce uğraşırlar,

Tarımla ilgili en gizli bilgiler Georgica, hayvancılıkla ilgili olanlarsa Buccolica adlı kitaplarda yer alır.

Savaş Sanatı:  Halkta, Romalıları bile gölgede bırakacak bir vatan sevgisi vardır. Ülkedeki herkes savaş eğitimi alır. Daha çocukken dövüşmeyi, koşmayı ve taş atmayı öğrenirler. İleri yaşlarda ise komutanlar ateş etmeyi, kılıç kullanmayı, ok ve mızrak atmayı, ata binmeyi, iz sürmeyi, geri çekilmeyi ve askeri düzende kalmayı öğretir.

İki ayda bir geçit töreni düzenler, her gün dışarıda silâhlı talim yapar, kırda at biner, içeride ise savaş sanatı dersi alır, sürekli Sezar, İskender, Scipion ve Anibal’in öykülerini okurlar.

Kadınlar da şehre yakın savaşlarda erkeklere yardım edecek ve saldırı altında surları koruyacak ölçüde eğitim alırlar.

Orduya daima Kuvvet komuta eder, ancak gerektiğinde Aşk, Bilgelik ve Güneş’e danışır.
Meydan savaşlarında, tüm savaş malzemesini ortada toplar, bütün güçleriyle dövüştükten sonra geri çekilerek düşmanı tuzağa düşürürler, ardından da kanatlardan saldırırlar.

Kadın ve çocuklar da erkeklerle savaşa gider. Bunlar savaşçılarla ilgilenir, hizmet eder, ihtiyaçlarını giderirler.

Savaştan sonra, hücum sırasında surlara ilk tırmananlar veya arkadaşına yardım edenler ot ya da meşe yapraklarından yapılmış taçlarla onurlandırılır. Bir tiranı öldürerek, cesedini tapınağa getirenlere ise Güneş tarafından yapılan işe uygun soyadı verilir.

Astroloji Anlayışı:  Güneş ülkesinde astrolojiye ayrıca önem verilir. Öyle ki Kent zamanında ay, güneş ile gezegenlerin konumu ve burçlarla uyumuna göre inşa edilmiştir. İktidar, dayanıklılık ve mutluluk getirecek şans noktası ile iyi etkiler sağlayacak açılar en ince ayrıntısına kadar hesaplanmıştır. 

Zaman yıldızların değil güneşin hareketine göre bölünmüştür.  Aylar Ay, yıllar Güneş ile ölçülür ve bu ikisi ondokuz yılda bir uyumlu hale getirilir. Bu yöntemden yeni bir Astronomi doğmuştur.

Kentliler Batlamyus’u takdir eder, Kopernik’e büyük hayranlık duyarlar. Onlara göre iki fiziksel temel vardır: Güneş baba ile toprak ana.  

Gezegenlerin düzeninin, dünyanın durumunu etkilediğine, her bin ya da bin altıyüz yılda bir dünyayı değiştirdiğine inanırlar. İçinde bulundukları çağ Merkür etkisi altındadır. Astrolojik açıdan büyük kavuşumların görülmesinden hemen sonra büyük bir monarşi kurulacağını, önlenemez değişimler yaşanacağını düşünmektedirler. Hıristiyanlara büyük faydalar getirecek bu gelişmeler öncesinde her şeyin tamamen yıkılıp yeniden kurulmasını da kaçınılmaz görmektedirler.

Ülke sakinleri “özgür irade” anlayışına sahiptir. Buna karşın, yıldızların sezdirmeden yavaş yavaş hisleri değiştirdiğini, çoğu insanın akıldan ziyade hislerinin dolayısıyla da yıldızların etkisinde kaldığını da söylerler. Yıldızlar duygusal işlerde kâfirliğe sürükler;  ancak akılcı işlerde gerçek, kutsal ve aklî yola yöneltir.

İnanç Sistemi:  Ülkenin en yüksek dereceli din adamı Güneş’tir. Tıpkı onun gibi diğer yöneticiler de din adamıdır ve görevleri vicdanları arıtmaktır.

Kentliler hem kendi, hem de başkalarının günahlarını üç büyük yöneticiye itiraf ederler, onlar ise bunları Güneş’e aktarır. O da bağışlanmaları için Tanrı’ya dualar eder.

Tanrı’dan başka hiçbir varlığa tapınmazlar, ışık, ısı ve diğer her şeyin kaynağı ondan gelen güneş öğretisiyle yine sadece ona hizmet ederler.
Dua ederken dört temel yönü izleyerek sabahları önce güneşin doğduğu, sonra battığı tarafa, ardından da güney ve kuzeye, akşamları ise tam tersine önce güneşin battığı, sonra doğduğu tarafa, ardından da kuzey ve güneye dönerler.

Cennet ve cehennemin varlığından pek emin olmasalar da mantıklı bulurlar. Günahların bedeli cezaların sonsuzluğu da ayrıca kafalarını meşgul eder. Kıyametin kopacağına tereddütle yaklaşmalarına karşın iyi ve kötü meleklerin mevcudiyetinden şüphe duymazlar.
Metafizik esasları; Tanrı kaynaklı “varlık” ile varlığın yokluğundan gelen “hiçlik”e dayanır.
Onlara göre, var oluş ve mükemmellik kadar, var olmayış ve eksiklikten doğan günah da Tanrısal bir faaliyettir. Var olmamak ve eksiklik günahın özünü oluşturduğundan insana yolunu şaşırtır.

Güneş Kentliler ölümden korkmazlar, çünkü hepsi ruhun ölümsüzlüğüne ve ölüm anında, lâyık oldukları takdirde üstün ruhların ya da hükümdarların onlara eşlik edeceğine inanırlar. Brahmanist ve Pisagorist olmalarına karşın, Tanrı’nın hükmü dışında, ruhun göç etmesine inanmazlar.

Son Söz

Città del Sole’de Campanella, hayalindeki ideal devleti anlatır. Herkesin eşit olduğu, neredeyse insani her türlü kusurun kaynağı gördüğü özel mülkiyetin asla yer almadığı, her şeyin paylaşıldığı, Güneş Ülkesi’nde yurttaşlar, adil bir yönetim altında huzur ve barış içinde yaşar.

Eserdeki en çarpıcı hususlardan biri, kadının toplumsal hayattaki yeridir. Günlük işlerin yürütülmesinde, savaşta, barışta, şenlik ve kutlamalarda kadınlar erkeklerle birlikte yer alır, her türlü sorumluluğu güçleri ölçüsünde paylaşır, hiçbir hak ve faydadan mahrum bırakılmaz. Bu anlayış kadının değerini bilir ve artırır görünürken, her şeyin ortak olduğu bir düzende, özel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılmasıyla ilişkilendirilerek kadınların da paylaşılması meseleyi çelişkili boyutlara taşır.

Skolastik Öğretiye karşı çıkmasına, Kilise’de reform yapılması gerektiğini savunmasına rağmen Campanella özünde iyi bir Hıristiyandır. Eserde kurguladığı inanç sistemi paganist özellikler göstermesine karşın, tek Tanrı ve Teslis inancını yerleştirmekten kaçınmamış, alt metinde bu şekilde paralellik kurduğu kendi dininin en nihayetinde Güneş Ülkesi’nde de benimseneceği hissini uyandırmayı başarmıştır.

Campanella’nın düşünce dünyasının temel taşlarından birini oluşturan Astroloji, burada da baskın ve belirleyici unsurdur. Kentliler yaşamları boyunca her türlü işi, yıldızları izleyerek, gezegenlerin hareketlerini gözlemleyerek ve doğru açıları hesaplayarak görürler.  Ağır bir şekilde büyücülük ve sapkınlıkla suçlansa da Astroloji hiçbir zaman yazardaki inanç ve din düşüncesiyle çakışmamış, aksine Tanrı’nın varlığını destekler ve kuvvetlendirir şekilde tezahür etmiştir.

Sonuç olarak; insanı merkeze koyan hümanizm kaynaklı Rönesans’ın ardından Kilise’nin hiddetle geri döndüğü, reformist hareketlere karşı şiddetli mücadeleye giriştiği, Engizisyon kılıcını zalimlikle çektiği bir dönemde din adamı olmasına karşın hayatını savunduğu düşünceler uğruna zindanlarda tüketmiş bir düşünür ve yazardır Tommaso Campanella. Gördüğü muamelenin temel sebebi Aristoteles’in dogmatik mantığıyla desteklenen Kilise öğretisine karşı, Telesio eksenli düşüncelerini savunmasıdır esasen. Diğer taraftan, Avrupa’da birliğini en son sağlayan ülkelerden biri olan İtalya’nın o çağdaki idarî ve siyasî dağınıklığı, topraklarında cereyan eden bitmek tükenmek bilmeyen kanlı savaşların getirdiği yıkımlar karşısında özgürlükçü ve eşitlikçi bir toplumsal yapı kurulmasına ilişkin fikirlerini gerçeğe dönüştürmek amacıyla Calabria’daki İspanyol egemenliğine karşı düzenlenen isyanda yer almak gibi eylemleri de diğer önemli etkenlerdendir.

Elinizdeki kitap, gördüğü baskı ve işkenceler karşısında isyan eden, Altın Çağ özlemiyle yanıp tutuşan bir ruhun, felsefe, astroloji ve dinle harmanlanarak dile gelmiş rüyasıdır.

Güneş Ülkesi, elbette tarihin ilk ve tek “ütopik” ülkesi değildir. Thomas More’dan Spartacus’e kadar birçok düşünürün ve savaşçının rüyasını süslemiş bir “ideal” yapılanmadır. Hala da sürdürülmekte olan bir “ideal”dir bu, ama aynı oranda da güçlüğü de barındırmaktadır. Tüm “iyi şeylerin” ranta dönüştüğü, dünya ekseninin rant üzerinde döndüğü ve dönmeye de daha uzun süre devam edeceği belli olan dünyamızda, daha bir çok “Güneş Ülkesi” özlemleri yaşanacak, benzer kitaplar umutsuzca da olsa yazılacak ve tıpkı Tomaso Campanella gibi kendini bu uğurda “feda” edecek düşünürler çıkacaktır.

Güneş Ülkesi insanlığın bitmeyen bir umududur, daha da önemlisi hala koruduğu ve ulaşmaya çalıştığı tek umuttur.

Umarız bir gün başarıya ulaşır.

(Okuduğunuz Metin Mayıs 2017’de Öteki Yayınevi tarafından basımı yapılan “Güneş Ülkesi” kitabının başında yer almıştır.) 




[1] Gizlibilimler. Görünmeyen veya bilinmeyen âlemlere ilişkin gizli ve saklı bilgiler. Maji, simya, astroloji, nümeroloji, büyü ve kehanet gibi alanları kapsadığı kabul edilir.  

Hiç yorum yok: