4 Ağustos 2011 Perşembe

EVDE FARE VAR!



 Şeyma’nın günlüğünden

Çok Sevgili Günlük,
Evde fare var! Sabah kalkmış banyoya gidiyordum ki, bir mahlûkat ile karşı karşıya kaldım.
-“Faree, faree..” diye bağırırken kendimi yatağın tepesinde buldum.
Sabahtan beridir herkese aynı şeyi anlatıyorum: “…bir karış kadardı işte, ince uzun kuyruğu vardı, gri renkteydi… vallahi de billahi de göz göze geldik, sonra salona kaçtı…”
-“E tabi senden korkmuştur hayvancağız!” bu sığ yorumu kim yapabilir ki, tabii ki bizim oğlan.

Bu sene üniversiteyi de kazandı ya, havalar binbeşyüz… Neyse ki, annem şöyle bir tersten baktı da sustu bizimki.


Sabahtan beridir, bütün evi talan ettik, yok ortada mendebur şey.
-“Seni gördükten sonra göçmüştür buralardan,” diyor durup durup bizim oğlan.


Kapan kuracaktık ama, babam bize güvenmedi, fare yerine biz girermişiz o kapana. Fare zehri de annemden veto yedi, ne olur ne olmazmış ya zehirlenirsek’miş.

-“E o zaman rahatsız etmeyelim, beraber yaşayalım,” dedim ben de.
Herkes bana ters ters baktı. Hayır anlamıyorum ki, fareyi ben mi aldım eve.


Çok Sevgili Günlük,
Fareden iz yok. Hatta salonun ortasına bir dilim peynir koydu bizim oğlan, kokusuna çıkar gelir diye, vallahi öyle koyduğu gibi duruyor. Ya fare yok, ya da bizim fare rejimde.

Ben peynir parçasının başında bunları düşünürken Babam dedi ki: -“Şeyma sen sakın hayal görmüş olma!”

Çok ağırıma gitti tabii… Ne gördüğümü biliyorum ben.

-“Yav olabilir,” dedi benim gıcık üniversiteli havalar binbeşyüz ağbim, “ortalıkta hiç iz yok, bu hayvan neptunus değil ya, sadece havayla mı besleniyor? Artı havada mı yürüyor, ne bir tıkırtı, ne bir şey, moku bile yok.”

Çok sinir oldum, ama haklı da olabilir. Valla içime bir kurt düştü. Hayır, her şeyi hatırlıyorum da, banyonun kapısından yatağıma nasıl uçtum onu bilemiyorum. Ama yine de bi şey demedim bizimkilere.

Konsey olarak –ki aynı fikirde olduğumuz çok enderdir- oy birliği ile akşam kapan kurulmasına, bir takım gizli köşelere de fare zehri konmasına karar verdik. Bakalım görcez.

….

Çok Sevgili Günlük,
bir hafta oldu fareden ses soluk yok. Bu arada bi defa bizim oğlan, bi defa da babam kapana kıstırdı kendini. Allah’tan henüz zehirlenen yok.

Ama asıl felaket, bu sabah banyonun kapısında bir tavşanla karşılaştım!

Yine avaz avaz ama bu sefer “tavşaan, tavşaan” diye bağırırken buldum kendimi yatağın tepesinde. Çok feci!

Bizim oğlan sabah beridir dalga geçiyor benimle: -“Ne oldu tavşan konuştu mu seninle?” diyor, “saati de var mıydı… oyuktan da düştün mü…” diyor.

Bir de ad taktı bana: -“Alice” diye çağırıyor beni.

Biraz önce çıkarken: -“Ben arkadaşlarla sinemaya gitcem, Alice sen ne yapcan, harikalar diyarına mı gitcen, hihohooo…” diye dalga geçti benle.

Üstelik gördüm annem bile güldü.

Fakat kabul etmeliyim galiba ben kâbus görmüşüm, evde fare mare yok, hele tavşan hiç yok.

Babam da demez mi: -“Bir daha ki sefere evde fil aratmazsın inşallah bize!”

Ah, ben bile gülmeden edemedim.

Anlayacağın Çok Sevgili Günlük,
Feci rezil oldum.

Çok Sevgili Günlük,
Tüm bu yaşananlara bakınca, hangisi daha kötü karar veremiyorum bir türlü: Evde fare olması mı, yoksa benim halisünasyon görmüş olmam mı?

sonra ki bölüm: PAPAĞAN YAKUP

Hiç yorum yok: