13 Nisan 2010 Salı

BİZİM OĞLANIN ÜNİVERSİTE SINAVI

















Şeyma'nın Günlüğü

Pazartesi
Annem bu sabah, bizim oğlanın YGS'ye (üniversite sınavının güncel adı) girmesine bir hafta kaldığını bildirdi.
Hayırlısı!

Salı 
Babam, bu hafta izinli sayılsın diye bizim oğlanın okuluna gitmiş.
-"Adamın devamsızlığı almış başını gidiyor," diye köpürdü. (Müdür Yardımcısı -valla bu sene oğlunuzdan çok sizi gördük- diye dalga geçmiş.)

Annem bir şey söylemedi, ama gözlerini kocaman kocaman açtı.
-"Bana öyle pörtlek pörtlek bakma Aysel! Hep sen sebep oluyorsun bunlara!"
-"Şşt.. Zaten şurada bir hafta kaldı Malik," dedi annem, hiiç aldırmadı.

Çarşamba
Bizim oğlan dersaneden dönüşte, kapıdan girer girmez:
-"Anne yaa, aşağıdaki kadın var ya, bana pirinç verdi, okumuşmuş, ne olacak bu yaa?" dedi.
-"Biz çocukken anneannen yapardı, yedi tane pirinç okur yuttururdu."
-"Ya, ben yutmam bunları, deli misiniz siz!"
-"Sen onları ver bakiim," deyip elinden pirinçleri aldı annem, "daha iyi bir fikrim var, ben şimdi pilav pişirir okurum sana daha iyi."

Perşembe
Annemdeki sessizlik beni ürkütüyor. Kim ne derse boş boş yüzüne bakıyor, ama dudakları kıpır kıpır. Babam, endişelenmeme gerek olmadığını söyledi, bizimki dua okuyormuş.

Akşam pilav yedik.

Cuma
-"Hacıyı da bilmem Veliyi de. Hiç bir yere gitmiycem ben." diye hırladı bizim oğlan.
Annem pek munis iç geçirdi.
-"Seni götüren kim? Sen şu suyu iç bakiim."
-"Niye su içiyorum şimdi durup dururken, oof!"
-"Fazla konuşma, okunmuş su bu, iç!"
Bizim oğlan kaderine razı içti.

Akşam pilav yedik.

Cumartesi
-"Kaç saattir o bilgisayarın başındasın, kalk artık." dedi babam bizim oğlana.
-"Karışma sen, çocuk stres atıyor," dedi annem de tıslayarak.
Babam anneme ters ters baktı. Bizim oğlan odaya gitti.

Akşam üzeri anneannem geldi, bizde kalacakmış.
Şimdi ikisi de karşılıklı oturuyorlar, dudakları kıpır kıpır. (Anneannem arada bir de başını öne doğru sallıyor...) Artık öğrendim dua okuyorlar!

Bu fasıldan sonra anneannem kalktı bizim oğlanın başına bir şeyler üfürdü, sırtını ovaladı, galiba bir de hıçkırdı. (Ağladı mı ne?)

Annem tamamen kaptırmış vaziyette, sürekli parmak uçlarında  bizim oğlanın etrafında dolanıyor. O da arada bir burnunu çekiyor.

Babam pes etti, hiç biriyle ilgilenmiyor.
-"Allah'ım, bu stres öldürecek beni," dediğini duydum bir ara bizim oğlanın.
-"Sınav stresi di mi?" dedim.
Bana ters ters baktı:
-"Yok. Bizimkilerin stresi..."

Akşam yine pilav yedik.

Pazar
Annem erkenden herkesi ayağa dikti, bizim oğlan hariç, o biraz daha uyuyabilirmiş. Sanki sınava ben gircem!
Neyse, beyfendi kahvaltıya kalktılar.

Annemle anneannem gene başladılar, mırmır...
Sonra annem, bizim oğlana bir bardak su içirdi, boynuna cevşenini taktı.

-"Bak sana bu nohutları okudum, al bunları yut," dedi annem, avucundaki üç tane nohutu göstererek.
Bizim oğlanın ağzı bir karış açık kaldı.
-"Şaka, şaka..." Annem çok güldü. (Komik kadın!)
Ama kapıdan çıkarken, nohutlardan birini gizlice bizimkinin cebine koydu, gördüm.

Annem onbeş defa babamı aradı. (sınav zaten yüzaltmış dakika...)

Çok şükür. Sınav bitti.
Evde derin bir sessizlik hüküm sürüyor. Annem bir yerde, babam bir yerde serilmiş uyuyorlar.
Bizim oğlan da televizyon seyrediyor.

-"Anne ya ne yiycez?" dedim bir ara.
-"Dün akşamdan pilav kaldıydı, onu yeriz," dedi annem yarı baygın. 

İşte böyle, çok sevgili günlük, bu sınav işi beni feci halde tırsıttı. Hayır, daha ikinci aşaması var bu işin. Üstelik, üç sene sonra aynı şeyler benim de başıma gelecek. Sınav değil de, annemler pek fena, ne yapcaz bilmem.

Bu arada, bu akşam da pilav yedik.

sonra ki bölüm: ETHEM DEDE

Hiç yorum yok: